8 Ocak 2010 Cuma

Aman dikkat, ayağınız kaymasın!

Günlük hayatın koşuşturması arasında kendimizi kaybedebiliyoruz. Halbuki kendimize zaman zaman çeki-düzen verebilmeliyiz.

Gündelik hayatımızın akışı içinde farkında olalım veya olmayalım bizi biz yapan temel değerlerimiz konusunda farklı yön ve hedeflere doğru kayıp gidebiliyoruz. Çoğu defa sahte ve sentetik gündemlerin bombardımanı altında adeta kendimizi kaybedebiliyoruz. Bir toplumu yıkan temel etken toplum fertlerinin metafizik gerilimini kaybetmeleri ve bünye içinde zamanla kokuşmaların baş göstermesidir. Aslında her türlü yıkılışın veya kokuşmanın esas sebebi iç faktörlerdir.

Sizlerin de malumunuz olsa da tekrar hatırlama kabilinden isterseniz bu iç faktörlerin en önemli olanlarını sayalım: Korku, tama; fizik düzgünlüğü, zeka, başarı, bilgi hamuleliği ve servet gibi faktörlerden kaynaklanan benlik ve gurur; şöhret, kadın, mevki ve para hırsı; bencillik ve haset; tenperverlik; bir takım beklentiler; feleğin çemberinin arzusuna göre dönmemesi ve gayr-ı memnuniyetsizlik gibi etkenler, tenkit, gıybet, dedikodu, duygu kirlenmesi, günahlara girme ve nihayet düşünce ve kalblerin kayması... Kalbi kayan bir insanın ayaklarının kayarak tehlikeli vadilere sürüklenmesi an meselesidir. Peki kişi bu acı sona nasıl gelir? İsterseniz şimdi bu sorunun cevabını arayalım: İnsan, hizmetlerine tutulduğu bir grubu, içine girince zamanla az önce saymış olduğumuz faktörler gereği küçümseyebilir bir hale gelebilir. Sonra, davranışlarında topluluk anlayış ve kurallarına, daha sonra dini kaidelere göre dengesizlikler başlar. Yani zulme sapar. Doğru düşünmenin en önemli unsuru olan doğru bakış açısını da kaybedince artık, Allah korusun, ayağını topluluktan çıkarır. Bu çıkma, yaptıklarını kendi vicdanında ve başkaları karşısında doğru görme ve gösterme adına dini de eğip bükmesi neticesinde bizzat dinden irtidada kadar gidebilir.

Öyleyse ne yapmalı?

Kimse kendisini vazgeçilmez görmemeli ve başkalarını minnet altında bırakmak gibi tavırlara girmemelidir. elminnetu lillallahi ve rasulihi - Minnet, Allah ve Rasulünündür. Hidayet eden Allahtır, bütün hayır ve başarılar Allahtandır. Bunların nefse mal edilmesi, ancak gasp olur. Bu sebeple, hidayete erdirdiklerine ancak Allahın minnet etme hakkı vardır. İslamın, İslami hizmetlerin kimseye ihtiyacı yoktur; bütün insanlar İslama ve İslami hizmetlere muhtaçtır, medyundur.

Yazımızı Bediüzzaman Hazretlerinin sadeleştirdiğimiz şu altın tavsiyeleriyle bitirelim: Öyleyse, bırak biçare hoşnutsuzluğu, benliği, bencilliği ve kapa tenkidin, gıybetin kapısını. Haklı bile olsan, hakkım var deme, vazifem var de. Gel boyun ey, teslim ol, saadet ve kurtuluş bundadır bil. Görmez misin ki, nice ben diyenler, okudum, bildim diyenler saptı; ama, kalblerini safiyane Güneşler Güneşine açanlar gerçek hayatı buldu; buz parçası benliklerini bütün bir topluluğun havuzunda eritenler okyanusa erdi. Öyleyse, bir millet, bir okyanus, hatta güneş olmak varken, bir damlacık olarak kuruyup gitmek niye?



ALİ DEMİREL

Hiç yorum yok: