13 Mayıs 2013 Pazartesi

Kalbimin hüsn-ü yusuf mahrem bahçelerinde


Bir Tanrı misafirine
Uzanan bal dolu bir kase gibi
Uzandı makberine
Rehin bir dilberin perçemi olan
Soylu merhameti kuşatılmış evlerin
Eşiğinde altın anahtarı gecenin
Dudakları dolunay türküsüyle boğulan

Girsem mi, bilmiyorum
Dumansı çehrelerin
Kararttığı topraklarda büyüyen
Tohumun evrenine

Solgun, serin bir alev yayılıyor içime
Sisli, derin bir rüya görüyor kaldırımlar
Doğusunda pervasız kıyameti feleğin
Batısında amansız fırtınalar

 Kaygılanma ey benim avare gönlüm
Aşinasın güzeller ülkesinin sihrine
Ölümü ilkbahara çağıran çiçekleri
Göğsüne koy ve yürü ayrılıklar şehrine

Sen bayılma sultanım, sana baygındır deniz
Sevda teknelerine boşaltır onurunu
Işıltısı kaybolan duygu fenerlerinin
Hırçın dalgalar gibi incitir gururunu
Sen yorulma, yorgundur sana her an bendeniz

Kufi ayrıntıların çatlayan damarından
Katıksız bir uygarlık kuşanırsa ömrümüz
Kurur zulüm ağacı, ölür gurbet baykuşu
Kalbimin hüsn-ü yusuf mahrem bahçelerinde
Gün çıkar aydınlığa isli mahzenlerinden
Hülasa bir şarkıyı söylemek üzre, kader
Zarif kirpiklerine bir garip sürme çeker
Açılır yediveren yar gülşeni yeniden

Zorunludur efsanelerde ölüm
Büyütür yetim kalan çocukları ölümsüz
Başı da güz, sonu da güz hayatın
Bundandır hicrana gömüldüğümüz...

Nurlullah Genç

"Aşk Ölümcül Bir Hülyadır" dan...

Hiç yorum yok: