30 Kasım 2008 Pazar

Ruhun Dili


Okuduğu gazetecilik mesleğini sadece 1 sene, bir kurumda icra eden Ayaklı Gazete, blog yazarlığı ile kimi zaman kendine göre önemli hissettiği konuları haber yazma kuralları ile sınırlamadan ele alıyor; kimi zaman ruhunun dilini aktaran yazıları-şiirleri copy-paste yapıyor.

Kimi zaman anne olduğu için Allah'ın ona verdiği emanetini yani yavrusunu anlatıyor. "Her cemal ve kemal sahibi, cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister." sözü gereği sanatçılar nasıl eserini sunmak isterse o da içindekileri döküyor.

Hiçbir sıfatın önemli olmadığını biliyor. "Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku..." Bu söz karşısından kendini okumaya, tanımaya uğraşıyor. Biliyor ki en büyük ilim, kendini bilmek. Ve şu soruyu soruyor kendine: "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu dünyadaki vazifem ne?","Allah'ın beni yaratmasındaki amaç ne?" Ve anlıyorki Allah onu kendine kul kabul etmiş, kulluk gibi yüce bir değer vermiş. Boş veriyor değersilik, yetersizlik hislerini, atıyor çöpe. O yüzden herşeyden önce kul olmanın sorumluluklarını; sonra da insan, evlat, gelin, eş, anne, arkadaş olma sıfatlarının hakkını vermeye çalışıyor.

Sonra da başlıyor blog yazarlığı oynamaya. Deşarj oluyor böylece. "At ölür, eğeri kalır. İnsan ölür, eseri kalır." Amaç bu dünyada bir eser bırakmak. Kendine ve başkasına hayrı dokunmak...

Ve diyor: Uzun ince bir yolun yolcularıyız ya, geldik gidiyoruz... Gelmenin verdiği sancıyla yaşarken gitmek de hüzün vermiyor.Dünya ağır bir yükken omuzlarımda, silktim attım otuzumda. Artık yaşamak güzel. Güzel görüp güzel düşünmek de...

Yaşam felsefesi şu artık: "Güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır." Yani bardağın dolu tarafına bakmak tüm mesele. Bu işte mutluluk yolu.

Hiç yorum yok: