Köslerini vurarak ölüm mü geliyor ne
Borusunu çalarak
Kılıncını şakırdatarak
Ritmik adımlarla yaklaşarak
Tozu dumana katarakölüm mü geliyor ne?
Denizin olmadığı her yerdebiz varız
Bir varız kız serçeleri
Bir karabasan gibi bitiyor
Her şey biraz serseri
Biraz da meflüç
Kavuzlarına gömülmüş bir arpa şimdi
İpeğini burarak ölüm mü geliyor ne
Akşam kuşlarını, sabah kuşlarını
Zerdüşti yaratıkları uyandırarak
Otların üzerindeki kırağıyı buğulandırarak
Su sesli bulutları kırarak
Çağıltıları susturarak
Ölüm mü geliyor ne?
Keçe külahını kapatıyor bozkıra akşam
Rüküş bir kadının yüzdeyüz gereksizliği
Kınında paslana duran bir eski kılınç gibi anlamsız
Firakın cevrini biz dahi çektik
Sim ü zer’i (*) koyarak ölüm mü geliyor ne
Her devre çağdaş ününü kutsayarak
Ayın yarıldığı yere bir mim koyarak
Güneşin tutulduğunu unutarak
Denizi yara yarave dahi
Ve dahi göğüsleyerek suyu
Nutfenin künyesine
Ölüm mü geliyor ne
Ölüm geliyor ne saçlarını yolarak.
Ankara, Nisan 1989
Cumali Ünaldı
(*) gümüş ve altın hayatla aynı anda aynı bağlamda anılmıştır.
"63 yaşında ölmek istiyorum
Genç ve yaşlı değilken
63 yaşında öleyim istiyorum
Ve 49 doğumluyum..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder