Balık Aynaları Taşırken Pullarımla
hiçbir mısranın izini taşımadım yaşamımda.
beni sezgilerim bu hale getirdi.
büyüdüm, kavradım,
aşka kalmadım
kükürtle yıkanmış olarak saymadım ki
ne olacaktı sanki tartışmalarım.
benim yüzümü döndüğüm bir dağ vardı,
o dağdan aldım bütün aşkımı, meşkimi,
sahibi olmadım hiçbir bulutun,
bağışlamadım bana küsenleri,
üzüldüm yosunların takılıp kalmalarına
ırmaklarda taşlara,
zahmet ettim hayal kurdum rüyalarımla,
rüyalarımla büyüttüm aşkımı,
aşıma katık ettim başkalarını.
saçımı uzatmadım hiç.
belliydi aynalara bakışımın esbabı,
olmadıydı küçük gözlerimle
yaşattığım geleceğim gerçek,
hayal kurdum ve kurmadım olanca
döşeğimle evlerimi,
hep aynı kaldım sarı renge boyadım kaşlarımı,
bir rahat uyusaydım demişti dedelerim,
rahat uyutmadım onlarla masallarını,
bir kez öteye gidemedim istediğim o yere,
söz bir alkış idi rüyalarım sona ererken,
sona yaklaşınca atlama riski vardı uçurumlardan,
keza atladım da ama başka bir ruh yükselmedi oralardan,
oraları yabancıydı bana ve ben kül kedisi masallarında
bir rol biçemedim kendime,
belki söz verilmiş bir yaşam olmalıydı
sözcüklerin köy evlerindeki tekrarı,
mahzun olurdu köylüler mutlu da olurlardı çoğu zaman,
yaşanan hayat değildi çatal vardı bıçak bir tane,
sol elle taharetlenirdi herkes, su vardı, yoksa topraktı,
yoktu ki kağıt, bana öğretilenlere gerçekler denirdi
hayatın ta kendisiydi,
'geçiyor yıllar, su gibi akıp gidiyor zaman' derdi fen bilgisi,
toprak gibi olmak öğütlendi.
zaman kandırdı bizi kandırdı üç kağıtçılar,
zanaat öğrenmek sanattan farklıydı,
şimdi pek yakın oldu,
üç kağıtçı olduk biz de,
gemilerin geçtiği yerler yol oldu
bardak oldu çamlar.
ben geçtim geçmedi
zaman eski zamandan farklıydı,
kuklalar, kediler ve uçurtmalar
severdi bizi, bizim de sevdiklerimiz vardı,
zan vardı zannetmek ordan geldi,
ben vardım bencillik oralı değil.
şimdi kör olan zamanın ötesine geçecek biri var mı?
yok biliyorum işte bu şahane bir ayrık otu,
şahinler dolaşır durur tarla faresi endişeli,
beri gelin dostlar yakalım bu çılgın güneşi,
bana da gelseydi cibril ne iyi olurdu.
Mehmet ELÇİN 14 Mart 2006 Salı
Mehmet Elçin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder