
Bir 'sonradan İstanbullu' olan ben, bu şehrin yedi göbekten yerlilerini hep kıskanırım. İnsanın karakterini, duygularını biraz da içine doğduğu mekanlar şekillendirir.
'Eski' İstanbul'un bu şekillendirmek konusundaki maharetini kabul etmeliyiz. 'İstanbul beyefendisi', 'İstanbul hanımefendisi' gibi, sıfatın ötesine geçip mizaç haline gelmiş insan tipleri ve kız çocuklarına İstanbul adının verilişi, herhalde sakinleri nazarında bu şehrin 'yaşanan yer'den öte bir manası olduğunu gösterirdi.
'Dul Evinde İncesaz' (Gürer Yayınları) kitabını yenice okuduğum Melisa Gürpınar'ı da İstanbul'un hem ikbalini hem de idbarını görmüş bir aileden geldiği için kıskandım. 'İstanbul Anlatıları' altbaşlığıyla yayımlanan bu kitaptaki metinlere ne demeli? Deneme mi, öykü mü, hatıra mı? Belki hepsi... Yazar 'anlatı' demeyi seçmiş. Bana kalırsa pekçoğu deneme ve aslında her deneme bir adım daha gitse bir romanın kapısına çıkacak. Yazarın, 'belleğin derin dondurucusunda korunmaya alınmış yaşam parçacıklarını diriltip' yeniden yaşar kıldığı bu 'anlatılar' bir şairin elinden çıkmış olmanın bütün imkanlarını da taşıyor. Gürpınar, 'yalnızca ruhu serinleten bir zaman rüzgârı' olduğunu yazmakla anılara haksızlık mı ediyor acaba? Biz okurlar için lezzetli bir okuma serüveni olan 'eski İstanbul' onu bütün mekanları, insanları, mevsimleri ve ruhuyla yaşayan ve yitiren bir anlatıcıya elbette katlanılmaz acılar verir.
Melisa Gürpınar'ı, önce 'anılarının doğup öldüğü ve gömüldüğü İstanbul'da, işten dönen annesini karşılamak üzere evin kadınlarından biriyle yazın Kalamış iskelesine, ilkbahar ve güz akşamlarında Kadıköy vapur iskelesine koşan küçük bir kız olarak tanıyoruz kitapta. Ellerini annesinin uzun parmaklı ellerinde güvenceye almış, sıçrayarak yürüyen, serçe gibi seken, annesinin varlığından başka hiçbir armağan istemeyen bir kız çocuğu... O kız çocuğunun bu dikkate değer 'yetinme' duygusu, aslında 40'lı yılların sonundaki İstanbulluların mütevazı hayatını anlamamız için önemli bir ipucunu teşkil ediyor. Duvarlarında sessiz fotoğrafların asılı durduğu o loş evlerde, savaşlardan artakalmış dul kadınlar yaşamaktadır. Biricik eğlenceleri akşamları radyodan incesaz dinlemektir. 'İncesaz umut ve umutsuzluktu, neşe ve gözyaşıydı sanki.'...
Cumhuriyetin ilk kuşağının biraz da dramatik hayat hikayesi değil miydi bu? Bastırılmış acılar, yeni değerlere tutunma ihtiyacı, biraz da gurur, evet... "Neşesi uçmuş eski eşyalar, önemsiz sırlar ve köhne bir gurur yoldaşımız oldu" diyor Melisa Gürpınar. Bütün yorgunluğu ve yoksulluğu içinde bir İstanbullu gururu...
Bütün yorgunluğuna ve yoksulluğuna rağmen bu hayatın incesaz kadar cazip bir büyüsü olmalıydı. Eski İstanbullular, kendilerini daima bir rüyanın içinde tutacak mütevazı uğraşlar bulmuşlardı. Kadınlar, evlerinin arka yüzünde, binbir çeşit meyvenin ve çiçeğin boy attığı küçük bahçeler yeşertiyor, erkekler içlerinin bütün karasını denize, yüzü her mevsim değişen denize döküyorlardı. Sandallara atlıyor ve balığa çıkıyorlardı. Denize açılamadıklarında, sandalların başında dört dönüp onları okşayarak türlü hülyalara dalıyorlardı. Ne de olsa o yıllarda "sandal sefası, aristokrasinin, başka deyişle yüksek sınıfın elinden çımkış, halka inmişti artık."
Gürpınar'ın anlattığı, bir İstanbul masalından başkası değil. Gözünün önünde yıl yıl değişen ve başkalaşan İstanbul'a, "bütün ülkeyi kapsayan hoyrat bir zenginlik yoksulluk cahillik ortamı"na bakıp, çareyi anıların kimi iç burkan kimi de ferahlatan ayrıntılarına dalmakta buluyor. Ve o anılar arasından eski bahçeleri, deniz kıyısı gezintilerini, kadınların kış hazırlıklarını, ortahalli mutfakları, o eski nisanları, yazları, illa ki masum yazları, biriktirdiği çikolata yaldızlarını, misafir günlerini, bayram ve yılbaşı sofralarını, savaşları ve elbette şiiri yazıyor... Üç tutkumdan biri dediği İstanbul (diğer ikisi aralık ayı ve kar) onun hayatındaki en önemli ve belirleyici ögedir. "Gerisi, düşlerden ve gerçeklerden süzülerek bir dilin yatağına akan ağır aksak bir söylenceden başka bir şey değildir." Bu söylencenin bütün satırlarında hüzün var. Zaten hangi masal hüzünlere bulanmış değildir!
***
HAFTANIN KiTAPLARI
1. Kalbin Solukları M. Fethullah Gülen (Nil Yayınları)
2. Kadın Öykülerinde İzmir Haz: Yasemin Yazıcı (Sel Yayıncılık)
3. Mukaddime/ Klasik Sosyal Bilimler Sözlüğü Kadir Canatan (Rasyo)
4. Yağmur Kuşları Bestami Yazgan, (Nar Çocuk)
5. Ayşe Şasa/ Bir Ruh Macerası Söyleşi (TİMAŞ)
Ali Çolak
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder