27 Aralık 2008 Cumartesi

Beyaz Dilekçe

BEYAZ DİLEKÇE

"Ve yalnızca Rabbine rağbet edip (O'ndan) iste."
(El- İnşirah, Ayet 8)

Rahman ve Rahim olan adına sığınarak
Açtım iki elimi: Kor gibi iki yaprak...

Bir edep ölçeğinde umutlu ve utangaç,
İste dünya önümde; benim ruhum Sana aç.

Bu seğriyen ellerle Senden Seni isterim,
Senden Seni isterken canımdan çıkar terim.

Sana aşık ruhumdur merceği yakan ışık,
Gözlerim cemalini görmeden de kamaşık.

Bir mirasyediyim ben iflasın eşiğinde;
Hep sabrım olçülüyor ihlas bilesiğinde;

Kimim? Kimlik ararken hem güler, hem ağlarım,
Yükseklerden dökulen sular gibi çağlarım...

Çok tuzlu bir denizim, her an'ım med ve cezir,
Sana aşık olalı yüreğim kut'la esrir.

Döşeğim kara toprak, yorganım kara bulut;
Ben Seninle doluyken vurgun yapamaz kunut.

Her insan günah işler, Senden saklanır mı sır?
Tövbe dilekçesiyle sırttan kalkar bu nasır...

Kainatı yarattın, donattın, rızık verdin;
Kimine sonsuz körlük, kimine ışık verdin;

Yanlış adım atmayın diye indi her kitap,
Sana açılan eli geri çevirmezsin RAB.

Ulu bir silsileden peygamberler gönderdin,
Gökyüzüne yıldızlar, yere çiçekler serdin;

Senden önce bir Sen yok, kainatta İLK, Sensin;
Bu kainat bir meta, hepsine Malik Sensin...

Ey Malik, ey Esmaü'l-Hüsna'nın cem'i Allah!
Kalbim buharlaşıyor içimden çektikce ah...

Hakim-i Mutlak Sensin, Vahid-i Ehad Sensin,
Rahmanu'r-Rahim Sensin, Kerim ve Samed Sensin

Rabbim, Seni tanıyan, bilir doluyu-boşu,
Kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu.

Senden başkalarına el açtırma; kapı, TEK...
Herşey ışık ve gölge, bir Sensin Mutlak Gercek.

Garibim, muzdaribim ama umutsuz değil
Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil.

Sen kurdun kainatın görkemli yapısını,
Bu ev benim olsaydı açardım kapısını

Her uzvum bana karşı, benimse halim işte;
Su alev alev yakar, diş kırıyor erişte...

Her damla ve lokmada ben Sana hamdederim,
Rezzaksın, rızkım Senden, vermezsen ben neylerim?

Kovduğun şeytan bile mülkünde zar atıyor,
Gaflette avlayınca kulunu aldatıyor...

Benimse kıblem belli, secdelerim Sanadır,
Nefes alıp verirken, her seferim Sanadır.

Aklın bir sınırı var, Sen sınırsız büyüksün;
Kul azıp sapıtmazsa, gazabın niye çöksün?

Kin tutmak ve kan gütmek insana özgü maraz;
Kış başka hava söyler, başka çiçeklenir yaz,

Kulunum, kurbanınım, Rabbim Senin mülkünde
Garip kulun ne söyler, gülümse dilekçeme...

Tanyeri ışımada, uyandı tarla kuşu,
Sen varken tek bilici, kim çözer kuşça düşü?

Ey, insanı kalbiyle kilitleyen ve açan;
Ey, karanlıkları yırtıp Zatından nurlar saçan

Sadıku'l-Va'du'l-Kerim ve Kahhar- Zü'l-Celal!
Hayırlı amel varken kim ister hayırsız mal?

Dünya çürük bir tekne, batıp batıp çıkıyor,
Mal da put, makam da put, kabuk özü sıkıyor.

Güzel, çiçek çıkarmış, iki yüzü de çopur;
Her işin çarkı hile, kalmadı bereket, nur.

Her gece nöbetçidir bir garip ishak kuşu;
Nedir bu güzel sevda, nedir bu derin huşu?

Neden yanık ötüyor, neden hep geceleri?
Yoksa kapanmış mıdır gündüzlerin defteri?

Ey, mazlumun hakkını zalimde bırakmayan
Özünde odun-ateş olmayanı yakmayan,

Aşkın yanıklarını başka türlü yandırma,
Dünyada ve ukbada Sen bizi utandırma!


Işık için ölume nasıl koşar pervane;
İşte ben de öyleyim, Sana deli-divane.

Senin icin verince, verenin feyzi artar,
Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar.

Herşeyim Sana açık, yak beni yakacaksan,
Hep Seni zikreyleyen külüme bakacaksan;

Ey benim öz sahibim, yeter ki Sen ilgilen,
Cemalini görmeye namludan geçerim ben...

Ay'a, güneşe, çağa, emeğe ant içerim,
Azığımı azık yap sıratı da geçerim.

Ne zaman ufka baksam, ufuklar bir kızıl gül;
Güllerle demetlenmiş beyaz lale, mor sümbül;

Gül, lale, sümbül, kekik.. her çiçek sana bakar,
Sular sevdalanınca sürünmez, kanat takar...

Hep Sana sığınmışım, tövbe benim ıtırım,
Geceden sehere dek özümü kanatırım.

Ellerim iki hümâ, hep dal arar konacak,
Havada elif çizen bu yürek, eller sıcak;

İçim ateş örtüsü, dışım bir garip buzul,
Sen cömert bir Halıksın, ben ise yoksul bir kul.

Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde SEN,
Hamd ve şükür Sanadır, herşey Seninle esen;

Sen ki Sana geleni çevirmezsin eli bos,
Aşık boşa dememiş : "Lutfun da, kahrın da hoş."

Ey cennetler va'deden, va'dinde sadık Rabbim
Seni yar diye yansır dört köşe yedi iklim...

Görünmez bir el var ki ömrümüzü biçiyor,
Sevap hasatı için vakit gelmiş geçiyor;

Herkes evine gitmiş, tek oynanmaz körebe,
Ben kalbimi güneşin astım kirpiklerine.

Şair yanım yürüyor; şiir, canın dumanı,
Namazdaki kıyamdır, ruhumun secde anı;

Uzayan ve kısalan çöldeki çölün sesi,
Her mevsim çiçek açan bir umudun gölgesi...

Gölgeler aleminde bütünlük yok, tüm yama;
Sabaha diri çıkan, kilitlenir akşama...


Golgeler çok uzadı, belli ki menzil yakın,
Yolda kalma korkusu ipini kırar aklın.

Çocuk gökkuşağını yakalama peşinde,
Ana hep beşik sallar makaslanmaz düşünde;

İki uç arasında baba kadim bir sarkaç,
Hayatta hayat arar, ama yollar dolambaç...

Bir askerin soluğu çizerken mavi izler,
Besmele sularında yıkanır nebulözler...

Toprak, yağmurla ıslak, yağmur düşmezse kuru;
Acizi Ferhat yapar, Kerem yapar aşk nuru;

Bir kara vagon gibi mühürlenmişse kalbi,
Kişi nasıl bulacak karanlıkta SAHİB'i?

İşte bizim halimiz, işte alemin hali;
Sırtımıza sarmışız, dünya kadar vebali.

Memedeki süt gibi saf ve sıcak çocuklar
Gündüz bin dalda şeker, gece bir havza akar;

Gözleri yumulunca duşleri pembe, yeşil,
Elleri yıldız deren her çocuk bir ebabil,

Dilerim tırpan atmaz filiz kıran karakış,
Çağın eğitmenleri ne söylerse hep kargış...

Açları doyurmak zor, toklar şükre yabancı,
Arttıkça putevleri, İbrahim çeker sancı.

Ey bizi bizden iyi gören, bilen, işiten,
Vuslat kokusu gelir, tünelden çıktı tren!

Bir beyaz dilekçedir Sana her yakarışım,
İmanımla amelim hem perdem, hem nakışım.

Seni bilen takılmaz ikiye, uçe, beşe;
Bütün kar taneleri tarak vurur güneşe.

Kadir ve Kadim olan ey sınırsız tek BÜYÜK;
Bir çöksem hiç kalkamam, zimmetimde onca yük;

Bu yükün yarısını bir dağa koy, dağ çöker,
Senin lutfundadır bu, çökmediyse bu noker...

Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez,
Sen Ğafur'sun, Aziz'sin, Senin keremin bitmez.

Geldim işte kapına, kul Senden ırak olmaz,
Sana adanmamışsa yürek de yürek olmaz...


Benden önce esirge Muhammed ümmetini,
Esen gitsin her kervan, en sona ula beni...

Önce çıksın düzlüğe öksüz, yetim, dul,garip;
Defterin sonuna da bizi düşsün Has Katip.

Balkanlarda yitirdik renkli heybeyi, çulu;
Eşkiya baskınından çok çekti Anadolu,

Yangınlar sık yaladı İstanbul'u, Bursa'yı,
İhlas hesap verirken, küfür kaptı parsayı.

Yolunda Konya, Maraş cok şehitler vermiştir;
Erzurum yüreğini dağlarına sermiştir;

Mescid-i Aksa esir, Mekke, Medine küskün
Teni gizlese bile derdi derinde gülün...

Kainat bir mozaik, herşeye sahip ALLAH,
Ey gizli ve aşikar her derde tabip ALLAH!

Ne güzel bir nakkaşsın, nimetlerin bezekler;
Her hasta Senden şifa, her aşık vuslat bekler.

Binlerce dal fışkırır bir ağaç gövdesinden;
Türlere Sen ayırdın, Adil'sin, Bais'sin Sen...

Tatar, Kıpçak, Azeri, Özbek ve Türkmen : Benim,
Her zulüm çağında da temiz kalmış kökenim.

Her Müsluman bir kartal, vurulur da pes etmez,
Oruçtan tat alanlar kemik peşinde gitmez.

Bezm-i Elest'te Sana secde eden ruh icin;
Verdiği söze sadık, doğru giden ruh icin;

Kurtuluş zincirinin son halkası Muhammed,
Gelişi bir rahmetti, sonsuza dek de rahmet...

Sevkinle şekillenen o güzel rahmet için,
Mirac'taki vuslatta olan muhabbet için,

Tuz için, ekmek için, kitap ve kalem için,
Hakk'a hakkı arzeden eğrisiz kelam için,

Hiç kimseyi vatansız, milletimi devletsiz,
Gönülleri sevdasız, şehirleri mabetsiz;

Bayrakları rüzgarsız, ocakları ateşsiz
Bırakma ulu Rabbim, asi kul değiliz biz!

Beş vakit minareler gürül gürül gürlesin,
Beş vakit camilerde secde ehli terlesin.


Her can şunu bilsin ki, Kitap, Resul, Kıble bir;
"Allah Bir" yolcusunun akordu Hakk'ı zikir...

Ey dilimin çiçeği, ak sütü imanımın;
Bıçak yüreği buldu, beden artık boş bir kın...

Tarihin uzak-yakın boyutları içinde,
Diyelim Balkanlarda, bize kapalı Çin de,

Ne kadar aç ve işsiz ve de mü'min Türk varsa,
Cümlesini uyandır özünu sarsa sarsa...

Ve indir rahmetini mukaddes şehirlere,
Dağlara imrenmesin etekteki bir dere...

Dursun şu göç kervanı, yabanın derdi çok zor;
Piyasa firavunca, fakir garip, fakir hor,

Anadolu insanı vere vere tükendi,
Duam o ki göçmesin bu değirmenin bendi.

Kırım gazilerini, Kerkük şehitlerini,
Çağına imza atan Afgan yiğitlerini,

Filistin'de kolları, ayakları kırılan,
Vatanından alınıp diyar diyar sürulen

Erleri, erenleri, pirleri Sen esirge;
Sen ki, Rabbü'l-Alemin; isteyen bir çekirge!...

(Beyaz Dilekce, s.16-22)

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla düzenlenen Münacat
Yarışması'nda (1991) birinci olan şiir.

Bahaeddin KARAKOÇ

Hiç yorum yok: