28 Aralık 2008 Pazar

Bize Ağlamak Da Düşmez

Dinle beni, sana yan diyorum.
Ateşlerin içinde yanan gibi yan.
Sana can diyorum, anla beni.
Canımın da içinde canan gibi can!

Yaprak düşerse dalından nisyana,
Ögütülürse yaz akşamları
Sevda sözcüklerinde,
Temmuz-Ağustos uzaklaşırsa,
Yani bir sonbaharsa iklim;
AĞLAMA...

El yapımı zanlar hükmederse
Uzun gün dostluklarına,
Gece başucundan uykusuzluk ekerse
Göz bebeklerinin vadisine,
Yüreğinin yıldızları kulağına fısıldayıp:
“İşte ağlama vakti” derse,
Sen yine de ağlama.
Çünkü bize ağlamak da düşmez can!
AĞLAMA...

Yağmur, kuşları ıslatmazmış,
Zülüflerini okşarmış incinmesinler diye.
Onlara gökyüzünün bestesini söylermiş
Yâr olurmuş, yâran olurmuş
Minik gönüllerine.
Onlar ki dilhun, Yaralı ve üzgün.
Ya bizim zülüflerimizi kim okşar?
İsmimizi kim anar?
Kim ıslatır deli divane gibi bizi?
Gözyaşların mı?
Hayır, dur!
AĞLAMA...
Çünkü bize ağlamak da düzşmez can
AĞLAMA...

Alev sarar gözlerimi,
Esrik bir rüzgar soğutmaya çalışır.
Zamanla alevlere o rüzgar da alışır.
Bilemez ki bu, sevdanın nazlı bir oyunu.
Bilemez, ateşin içimde olduğunu.
Hâlâ yanmaktadır gözbebeklerim
Ve ben ateşten bir mektup oldum da
Özgürlüğümü yaktım sevda adına.
Senin adına, adımı yaktım.
Ve artık adına ortaktım.
Rüzgârsa dilbeste olmuştu nâra,
Söndürme göz yaşlarınla
AĞLAMA.
Çünkü bize ağlamak düşmez.
AĞLAMA...

Biz yerlerin değil, göklerin gedasıyız.
Ve bizi istiyoruz bize,
Kuşlar gibi, özgürlüğü isteyen...
Güneşi dilenen çiçekler gibi,
Bizi dileniyoruz.
Ama yalnızca göklerden,
Yalnızca göklerin sahibinden
Başka kapımız yok ki gidecek,
Kovulsak da eşiktedir başımız,
Kapısında Sevgili’nin...
Ulaşmayı istediğimiz bize çok yakın,
Fakat O’nun yakınlığı kadar uzağız O’na
Hadi gel deneyelim yeniden!
Kışın ardından ilkbaharın denemesi gibi,
Kurumuş dallarımızı yeşertmeye gidelim.
Yeniden deneyelim can!
Hazır mısın?
Nefesini tut, gözlerini kapat
Karart bütün dünyayı,
Şimdi o karanlığı seyret,
Seyret ki dil-i hak bekler bizi,
Yani toprağın altı,
Toprağın içi...
Sen yokluğu seyret gözkapaklarında,
Ve kemter bir kul ol can!
Daha aşağı...
Sen bir hiçsin,
Böyle düşün.
Sen bir hiçsin can!
O’nu düşün.
Düşün ve karanlığı seyret,
Unut herşeyi,
Herşeyde bir şey’i gör can.
Bak başardın Can!
Başardın.
Yağmur artık bizim de zülüflerimizi okşuyor,
Bize de söylüyor göklerin bestesini,
Bize de yâr oluyor, yâran oluyor.
Sönüyor gözbebeklerimizde alevler,
Başardın can!
Sakın açma gözlerini,
Gedası olduğumuz,
Dilencisi olduğumuz,
Göklerin kapısı açılıyor.
Bak can, iyice bak, dikkatlice bak!
Önce O’nun sevgilisini gör,
Dildâdeyi...
Nazlı Nebi’yi...
Gönül verilen Sevgiliyi gör,
Durahşan çehresini seyret
Parlamakta olan, parlayan yüzünü...
Tebessüm ediyorsun can,
Mutlusun.
Meftunu olduğunu buldun,
Tutulduğunu sonunda buldun,
Artık huzurlusun,
Hârını bulmuş yârsın,
Efendisine kavuşmuş kölesin,
Abd’sin
Kulsun
Bırak artık o sorsun.
Ne o sen ağlıyorsun!
Ağla can
Ağla!
Çünkü bize ağlamak burada düşer.
Ağla can!
Ağla ve yan!

Dursun Ali ERZİNCANLI

Hiç yorum yok: