İnsanlar, istedikleri bir şeyi elde edemeyince, sevdikleri bir şeyi yitirince veya başlarına kötü bir olay geldiğinde ümitsizliğe kapılırlar. Bunun yanında, bu sıkıntılar vesilesiyle ahirette bağışlanmayı, cehennemden kurtulmayı, cennete gitmeyi ümit etmek akıllarına bile gelmez. Günlük hayatın telaş ve karmaşası içinde başlarına gelen her olumsuzluk onlar için bir üzüntü ve karamsarlık nedeni olur. Kurandan gelen İlahî teselliden mahrum oldukları için şeytanın tüm vesveselerine kulak verir, sayısız endişe, kuruntu ve tasalarla gün ve gecelerini kendilerine zindan ederler.
Ümitvar olmak mümine farzdır!
Allahın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allahın rahmetinden umut kesmez. (Yusuf Sûresi, 87) ayeti, ümitvâr olmanın bir mümin için ne kadar önemli olduğunu anlatır bize. Ümitsizlik, boşvermişlik ve isyan duyguları Allahın beğenmediği ve kınadığı bir ahlaki tavırdır.
Mümin, her hâl ve şartta ümitvârdır
Ümitvâr olmak müminin en önemli vasfıdır. Rabbimiz, Lâ taknetû min rahmetillahi buyuruyor. Rahmet, ahiretteki af ve mağfireti kapsadığı gibi, dünya sıkıntılarından kurtuluşu da ifade etmektedir. Kişi, imanı ölçüsünde Allahtan umut eder, her olayın yalnızca Allahın dilemesi ile gerçekleştiğini bildiği için hiçbir konuda üzüntüye, yese ve ümitsizliğe düşmez. Allahın müminlerin dualarına cevap verdiğini bildiği için, en kötü görünen bir olayın bile sonunda mutlaka hayra dönüşeceğinden şüphe duymaz. Her şey Allahın ol demesiyle yaratılır. Hiçbir şey başıboş ve kendi haline bırakılmış değildir. Her şey Allahın belirlediği bir kader üzere yaratılır. Bunun bilincinde olan bir mümin, en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı gibi görünen durumlarda bile Allahın rahmetinden ve yardımından ümidini kesmez. Zorluklara sabreden, Allahtan umudunu kesmeyen ve hiçbir şartta Allahın hükümlerinden taviz vermeyen insanlar hem dünyada hem de ahirette müjdelenmişlerdir.
*** ** *
Rabbimiz, bizi şöyle müjdeliyor:
* İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Sûresi, 7)
* Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaat ediyor. (Bakara Sûresi, 268)
* ** ***
Kim kadere teslim olur, iman ederse, her türlü kederden de kurtulur
Kadere teslimiyet; âni ölümler, kazalar, başarısızlıklar, çok istenen bir sınavı kaybetmelerde bizi sarsar ve sınayıverir. Mutlaka geçmek istediği dersten kalan bir kişi, bu dersin gereğini yapmamış, ama bunu da hayatının tek maddesi haline getirmişse bu sonucu kaldıramaz ve büyük bir üzüntüyle sarsılır. Çünkü bütün ümitlerini, hedeflerini, olayların kendi hesapladığı şekilde gelişmesine bağlamıştır. Fakat öncelikle yaşantısını kendisi buna göre ayarlamamıştır. Yanlış tevekkül uygulayıp, tedbiri ihmal etmiştir. Rabbimiz, kader kitabı olan İmam-ı Mübininde kayıtlı olan bir hâli kudret kitabı olan Kitab-ı Mübinde hakikat âlemine çıkarmıştır. Biz bu noktada şunu sorgulamalıyız: Acaba, kadere kendim hakkımda nasıl bir fetva verdirdim! Müminlerin böyle anlarda ne demesi gerektiğini Rabbimiz bize şöyle öğretiyor: De ki: Allahın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlâmızdır. Ve müminler yalnızca Allaha tevekkül etmelidirler. (Tevbe Suresi, 51)
Hasbünallahü ve nimel vekil ne demektir?
Hasbünallahü ve nimel vekil sözünü her duamızın sonunda söyleriz. Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O, ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir. demek olan bu söz, aslında müminin nasıl İlahi bir güvenceye sahip olduğunu da ifade eder.
Başarısızlık, yarı yolda kalmak
Allah yolunda baskı ve eziyetlere sabretmek çok daha büyük ecirlere ve hayırlara vesile olmaktadır. Kişi, Allah rızası için çalışırken yarı yolda kalmış, başarısız olmuş da olabilir. O an ne düşünecektir? Kuran da; sürgün edilmiş, zindanlarda tutulmuş peygamberlerden, müminlerden bahsedilmektedir. Onlar acaba o anlarda ümitsizliğe kapılmışlar, işkenceler içindeyken Yoksa yanlış yolda mıyım? diye düşünmüşler midir? Asla. Onların özellikleri sabretmek ve Allahın hükmüne tevekkülle boyun eğmek, ezeli planda haklarında şehadet yazıyorsa, onu da bir şerbet bilip bir nefeste içmek olmuştur. Zindanlar bile kamil muminler için aynen Hz. Yusuf aleyhisselam için olduğu gibi medrese-i Yusufiye olmuştur. O önce bir kuyuya, sonra bir iftirayla zindana atılmış, kısa süre sonra bulunduğu memleketin en önemli idarecisi oluvermişti. Bütün bunları yapan ve onu sınayanın Rabbi olduğunu o her zaman biliyordu.
İşte müminlerin bu her şartta gösterdikleri bu dini salabetleri ve ciddiyetleri onların gerçek bir imanla iman ettiklerini gösterir. En ağır hastalığa yakalansalar ya da şartlar en zor ortamlarda bulunmayı da gerektirse, her zaman ümitvâr, her zaman tevekküllü, her zaman Allahın yarattığı hikmetleri ve hayırları düşünen bir tavır içinde olurlar.
Ümitsizlik, inananların vasfı değildir
Ümitsizlik, İlahi terbiyeden uzak yaşayan insanlarda sık rastlanan bir ruhi bozukluktur. Bu, insanların Allahın varlığını reddetmelerinden ya da Allahı gereği gibi tanıyıp bilmemelerinden kaynaklanır. İmandan ve dolayısıyla Kuranî bilgiden yoksun olan bu insanlar etraflarında gerçekleşen tüm olayların tesadüfler sonucu meydana geldiğini düşünürler. İlahi takdir ve kader duygusu hayatlarında yoktur. Bu sebeple başlarına gelen her türlü olumsuz olay kendileri için bir keder ve umutsuzluk vesilesi olur. Sırf kendi oluşturdukları kuruntu, vesvese ve endişeler bile onları derin bir ümitsizliğe düşürebilir. Müslüman ise, hadiseleri hayra yoran, hayata iyi yönden bakabilen insandır. Çünkü, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. Allahın rızasını kazanmak maksadıyla yaşamayanlar, Allahtan gelen her şeye razı olan bir müminin rahatlığını taşımazlar. Sürekli endişe içindedirler. Her olayın kendi aleyhlerine gelişeceğini sanırlar.
Peygamberlerin hayatı ümit sahneleriyle doludur
Peygamberler, insanlar için her konuda olduğu gibi, her türlü zorluk karşısındaki ümit ve tevekkül dolu tutumları ile de en güzel örneği teşkil ederler. Peygamberler yalnızca Allahı dost edinen, Allahın hükümlerine içten bağlı, hayatlarının tamamını Allah için yaşayan insanlardır. Ve yaşamlarının her anında Allaha güvenip dayanan, her zaman Allahın yardımının yanlarında olduğunu bilen kişilerdir. O halde onlara benzemeye gayret eden müminlerin de, güzel ahlakın her ayrıntısında olduğu gibi, ümit dolu olma konusunda da onları örnek almaları gerekir. Peygamberlere tuzaklar kurulmuş, iftiralar atılmış, yurtlarından sürülmüşlerdir. Ama her zaman Rabblerine iltica edip, normal bir insanın asla kaldıramayacağı sıkıntıları gönül hoşnutluğuyla göğüslemişlerdir.
Ümitvar olmak mümine farzdır!
Allahın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allahın rahmetinden umut kesmez. (Yusuf Sûresi, 87) ayeti, ümitvâr olmanın bir mümin için ne kadar önemli olduğunu anlatır bize. Ümitsizlik, boşvermişlik ve isyan duyguları Allahın beğenmediği ve kınadığı bir ahlaki tavırdır.
Mümin, her hâl ve şartta ümitvârdır
Ümitvâr olmak müminin en önemli vasfıdır. Rabbimiz, Lâ taknetû min rahmetillahi buyuruyor. Rahmet, ahiretteki af ve mağfireti kapsadığı gibi, dünya sıkıntılarından kurtuluşu da ifade etmektedir. Kişi, imanı ölçüsünde Allahtan umut eder, her olayın yalnızca Allahın dilemesi ile gerçekleştiğini bildiği için hiçbir konuda üzüntüye, yese ve ümitsizliğe düşmez. Allahın müminlerin dualarına cevap verdiğini bildiği için, en kötü görünen bir olayın bile sonunda mutlaka hayra dönüşeceğinden şüphe duymaz. Her şey Allahın ol demesiyle yaratılır. Hiçbir şey başıboş ve kendi haline bırakılmış değildir. Her şey Allahın belirlediği bir kader üzere yaratılır. Bunun bilincinde olan bir mümin, en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı gibi görünen durumlarda bile Allahın rahmetinden ve yardımından ümidini kesmez. Zorluklara sabreden, Allahtan umudunu kesmeyen ve hiçbir şartta Allahın hükümlerinden taviz vermeyen insanlar hem dünyada hem de ahirette müjdelenmişlerdir.
*** ** *
Rabbimiz, bizi şöyle müjdeliyor:
* İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Sûresi, 7)
* Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vaat ediyor. (Bakara Sûresi, 268)
* ** ***
Kim kadere teslim olur, iman ederse, her türlü kederden de kurtulur
Kadere teslimiyet; âni ölümler, kazalar, başarısızlıklar, çok istenen bir sınavı kaybetmelerde bizi sarsar ve sınayıverir. Mutlaka geçmek istediği dersten kalan bir kişi, bu dersin gereğini yapmamış, ama bunu da hayatının tek maddesi haline getirmişse bu sonucu kaldıramaz ve büyük bir üzüntüyle sarsılır. Çünkü bütün ümitlerini, hedeflerini, olayların kendi hesapladığı şekilde gelişmesine bağlamıştır. Fakat öncelikle yaşantısını kendisi buna göre ayarlamamıştır. Yanlış tevekkül uygulayıp, tedbiri ihmal etmiştir. Rabbimiz, kader kitabı olan İmam-ı Mübininde kayıtlı olan bir hâli kudret kitabı olan Kitab-ı Mübinde hakikat âlemine çıkarmıştır. Biz bu noktada şunu sorgulamalıyız: Acaba, kadere kendim hakkımda nasıl bir fetva verdirdim! Müminlerin böyle anlarda ne demesi gerektiğini Rabbimiz bize şöyle öğretiyor: De ki: Allahın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlâmızdır. Ve müminler yalnızca Allaha tevekkül etmelidirler. (Tevbe Suresi, 51)
Hasbünallahü ve nimel vekil ne demektir?
Hasbünallahü ve nimel vekil sözünü her duamızın sonunda söyleriz. Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O, ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir. demek olan bu söz, aslında müminin nasıl İlahi bir güvenceye sahip olduğunu da ifade eder.
Başarısızlık, yarı yolda kalmak
Allah yolunda baskı ve eziyetlere sabretmek çok daha büyük ecirlere ve hayırlara vesile olmaktadır. Kişi, Allah rızası için çalışırken yarı yolda kalmış, başarısız olmuş da olabilir. O an ne düşünecektir? Kuran da; sürgün edilmiş, zindanlarda tutulmuş peygamberlerden, müminlerden bahsedilmektedir. Onlar acaba o anlarda ümitsizliğe kapılmışlar, işkenceler içindeyken Yoksa yanlış yolda mıyım? diye düşünmüşler midir? Asla. Onların özellikleri sabretmek ve Allahın hükmüne tevekkülle boyun eğmek, ezeli planda haklarında şehadet yazıyorsa, onu da bir şerbet bilip bir nefeste içmek olmuştur. Zindanlar bile kamil muminler için aynen Hz. Yusuf aleyhisselam için olduğu gibi medrese-i Yusufiye olmuştur. O önce bir kuyuya, sonra bir iftirayla zindana atılmış, kısa süre sonra bulunduğu memleketin en önemli idarecisi oluvermişti. Bütün bunları yapan ve onu sınayanın Rabbi olduğunu o her zaman biliyordu.
İşte müminlerin bu her şartta gösterdikleri bu dini salabetleri ve ciddiyetleri onların gerçek bir imanla iman ettiklerini gösterir. En ağır hastalığa yakalansalar ya da şartlar en zor ortamlarda bulunmayı da gerektirse, her zaman ümitvâr, her zaman tevekküllü, her zaman Allahın yarattığı hikmetleri ve hayırları düşünen bir tavır içinde olurlar.
Ümitsizlik, inananların vasfı değildir
Ümitsizlik, İlahi terbiyeden uzak yaşayan insanlarda sık rastlanan bir ruhi bozukluktur. Bu, insanların Allahın varlığını reddetmelerinden ya da Allahı gereği gibi tanıyıp bilmemelerinden kaynaklanır. İmandan ve dolayısıyla Kuranî bilgiden yoksun olan bu insanlar etraflarında gerçekleşen tüm olayların tesadüfler sonucu meydana geldiğini düşünürler. İlahi takdir ve kader duygusu hayatlarında yoktur. Bu sebeple başlarına gelen her türlü olumsuz olay kendileri için bir keder ve umutsuzluk vesilesi olur. Sırf kendi oluşturdukları kuruntu, vesvese ve endişeler bile onları derin bir ümitsizliğe düşürebilir. Müslüman ise, hadiseleri hayra yoran, hayata iyi yönden bakabilen insandır. Çünkü, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. Allahın rızasını kazanmak maksadıyla yaşamayanlar, Allahtan gelen her şeye razı olan bir müminin rahatlığını taşımazlar. Sürekli endişe içindedirler. Her olayın kendi aleyhlerine gelişeceğini sanırlar.
Peygamberlerin hayatı ümit sahneleriyle doludur
Peygamberler, insanlar için her konuda olduğu gibi, her türlü zorluk karşısındaki ümit ve tevekkül dolu tutumları ile de en güzel örneği teşkil ederler. Peygamberler yalnızca Allahı dost edinen, Allahın hükümlerine içten bağlı, hayatlarının tamamını Allah için yaşayan insanlardır. Ve yaşamlarının her anında Allaha güvenip dayanan, her zaman Allahın yardımının yanlarında olduğunu bilen kişilerdir. O halde onlara benzemeye gayret eden müminlerin de, güzel ahlakın her ayrıntısında olduğu gibi, ümit dolu olma konusunda da onları örnek almaları gerekir. Peygamberlere tuzaklar kurulmuş, iftiralar atılmış, yurtlarından sürülmüşlerdir. Ama her zaman Rabblerine iltica edip, normal bir insanın asla kaldıramayacağı sıkıntıları gönül hoşnutluğuyla göğüslemişlerdir.
İslami Paylaşım
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder