Yolcuma Mektup...
Geçip gitmekteyim bir yalnızlığın ardından ardına. Gece lâcivert kâğıtlarını tutuşturdu elime.
Sanal yazmak canımı incitse de, al bir mektuba başlıyorum yine...
Kime yazıyorsun sorularına, kim'im oluyorsun Yolcum. Yol-yordam iliştiriyorsun ruh diplerime. Sıkı bir düşten beş aylık düşüncelere akıyorum. Hâlbuki bunca zaman ne çok gezindin içimde. Bir çırpıda ele verir miyim seni? Bir yanışta biter misin sanki...
Gezegen uğultularında suskunluk alfabesi, dilimi tuttum, gel kurul izlerinin peşine! Şu dar sokak, adı çıkmaz,senden kalan bir martı,toprak börtü böcek yatağı...Envâ-i çeşit girdin ülkeme. Hakîkatin sesini yüceltmek adına, bir taşla hiçbir kuşu vurmamak adına. Kuyularda azalan suya, ilikleri kuşatan sancıya...
Aç gözünü hemşehrim; solundaki mum, muallim. Gözyaşların hani şu ucu hep değiştirilen kaleme benziyor. Yolcum! Sana yazacaklarım, yoldakinin ağıtına benziyor. Bir gölgelikte ne kadar çok eğleştik? Ayağımıza kramplar girdiğinde bile gözümüzü beyaz camdan çevirmedik. Küflü bir kalbin kızarmış yerindeyim. Bozulmaya yüz tutmuş son kale. Delik deşik, siperi harap. El pençe dîvan durulacak saraylarda atılmış adımlar ve geçilmiş eşikler olsa da, Züleyhâ' ya zindan olmuş bir kere...
Bekçi; kalk gelenleri karşıla! Kendimi ziyaret ediyorum bu gece.
Ağlamaklı yüzüm olur musun Yolcum; ağında can bulacak bu balık. Çırpına çırpına varınca bana,bu can kafesi çatlayacak Yolcum. Küfüme gül sürülecek değil mi? Taze baharların tomurcuğunda tohumlanacak kış. Hangi meleğin ellerindesin Yolcum? Bir daha gelir misin? Kar beyazı yalnızlığını umut diye bırakarak, lâ' ma civanmert yarınlar açarak... Uzaklara bile bakamayan gözlerimi kaldırır mısın yerden? Ağlara, sütunlara, duvarlara çarpıyorum. Yokluğun soğuk bir haber gibi kesiyor ruhumun kurdelasını. Geçişi imzalıyorum, içim kutup donuğu... Küçücük değneğine dayanmış küçük bir kız çocuğu seni soruyor, bir yerde kaybettiği belli. Bu kadar hızlı gidilir mi ki Yolcum, izini karıştırıyorum. Kendi izimden cesâreti yontuyorum,kıymık kıymık sen...
Bir ilmeği boş alıyorsam, dolu alıyorum diğerini. Hatırladığım sesin mahşer gazeli. Işıklı bir şehre asayım dedim seni, Mardin'in evleri yapıştı yakama. Sen hep o surların arkasından mı geleceksin? Ve sen hep o taşralı yüreğinle mi sesleneceksin? Sahil boyu,kıyı şeridi,gönlümün kelebeği! Kopan gecelerimde denizim kızıl oldu. Haberimi aldın mı can; gölümü semek boğdu. Yol yuttu beni! Cesedimi arama gömülmeyeceğim! Bir insan daha kaç toprağa girebilir ki? Yüzümün hangi yönü Doğu'ya bakmıyor? Sırtımı döndüysem sana, alınma bana. Sevdiğime bakamıyorum öyle çok...Hele ki hüzünlüysem,hele ki...
Susuyorken ellerimde çimleniyor bitkiler. Gelecek yolları neden gelmemiş kıldılar Yolcum? Gökyüzünü niye mayın tarlasına benzettiler? Denizler,kan içerken gözlerimden,elbet küresel ısınmalarda kalacaktı dünya! Yanıyorum Yolcum, çekilmekte hayat suyu. Sekerâtım sazına türkü diye girmekte. Bataryası zayıflarken yaşamın,tak beni rûhunun prizine. İçimin damında rüzgâr esti, antenlerim dağıldı. Sıkı bağla şu hâletimi Yolcum, gönül ekranı karardı, siyah-beyazı bile bulunmuyor bakışın...
Bizi böyle kör ettiler de, yine de vazgeçiremediler. Küsemediğim umuda tekrar barış yazıyorum. Zeytin dallarım hep bu yüzden yeşil. Vaaz verdim geçitlere,geçin gidin ben buradayım. Buralı olamadan burada. Öteye varamadan musallâda...Otlar ıslak, toprak batık, şehidim yaprakların arasında kiraz bakışlı. Hem kulağına küpe olmalıydı, Vatan dediğin kalbinin toprağıydı. Basabilir miydim, basabilir miydik?
Kemiklerin konuştuğunu gördün mü Yolcum; "bizi elbet tekrar O diriltecek..." Unufak olsak da. Hiçbir şeysiz kalsak da... Bize hiçbir şeyi bile veren Biri, bize bir kapı açacak inan buna! Kapı açılmak için. Kapı aralamak için. Kapı kapamak için...Sevgili'ye kapanmak...Kapı mı olmak lâzım Yolcum? Mirac basamağında, yaralı. Üzerinde vuslat hüsn-ü hattı. Sâhi kaç kattı? İhtiyar yüreğim asansör arar mı? İçimdeki bu duman dışarı çıksa, yağmur olup yağar mı? Kime yağarım ki Yolcum, sen de gidersen öyle? Salkım söğütlerin gölgesinde, hangi bahçe kabul edecek bu kuraklığı?
Çatma kabalığıma Yolcum! İnce ruhlar bir seherde yamalandılar kuşların diline. Ne dediklerini anlayan olmadı. Melîke bir melek kanadında sonsuzluğa açıldı. Tahtına zam geldi Süleyman'ın, alan bulunmadı,bulunan tam meçhullüğe adandı... Kayıp insanlar şehrinde misin Yolcum? Tarihe mi geçmektesin? Fakîri bir yerlerden seçmekte misin? Yersizliğime ne demektesin Yolcum, yerini mi verirsin?
Gece,topladı eteğine yıldızları gidiyor Yolcum... Durmaksızın bir sevdâ yıldızlanıyor başımda. Cânım, Aksâ Mescidi'ndeki taşı istiyor; basmak, aşmak, müntehâya varmak... Kimse gelmesin yanımda Yolcum; dertlerim sır ve bilirsin ki sır,sahibine ayan... Açıl açılabildiğin kadar. Şu secde denizi, yelkenlerini aşka dikti. Kızıl ipliklerim, al kumaşta gizli. Kim biçecek, kim dikecek, parçalarımı kim bütünleştirecek? Usta Terzi arıyorum, kime sorsam "O"diyor... Tüm duygularımın tabelası O'nu gösteriyor...Açtım haritayı "Hüvallâh"diyor...
Geçtiğim her il,her lehçesiyle bir hakîkati fısıldıyor: nereye gidiyorsun? -kalbinin yoluna! Radara, havaya, şehre iyi bak!" İki kere çevir yüzünü"gökyüzüne bak! Sanatkâr,tabloyu bakasın diye çizdi, bakasın ve sevesin, ibret alasın diye...Ola ki kalbine gelir, Sevgili'yi düşünürsün diye...İşte allak bullak oldum yine...
Dervişin kaderine kan şarabı düştü Yolcum! Kadeh-i yâr içimde.Suskunluğum seyyah oldu özümde. O izin verirse, bundan böyle sana yazışlarım al satırlar olacak.
Al sadrımı aşkına tak Yolcum...
"Ebedîlik şarâbını getiriyorsun ama, sen olmadıktan sonra, o benim ne işime yarar?
Onun bir kadehi bile sensiz boğazımdan geçmez!"
(Hz. Mevlânâ)
Fâtıma Zehra MERİNOS
sayhadergi.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder